15 Haziran 2014 Pazar

At Üstünde Yay Çekip, Ok Salan, Mızrak Vurup Ordu Olan Kavim: İskitler/Sakalar

"...güvenmekte olduğun duvarlı şehirlerini kılıçla vurup yıkacaklar"
Yeremya 5.Bab, 15-17



Hunların ataları olan Hiung-Nu'lar Çin tarafından batıdaki bozkırlara doğru sürülünce, Orta Asya'da büyük bir kitle yurdunu terk etmek, göç etmek zorunda kaldı. Bu göç öylesi bir hareketi beraberinde getirdi ki, batıya doğru ilerleyen her kavim, karşılaştığı kavimleri önüne katarak, onları da daha batıya göç etmeye zorladı. Bugün ulusların tarihlerini ve kökenlerini yakından ilgilendiren en büyük göç dalgalarından biriydi bu. Tarih maratonunda incelediğim İskitler'de, bu göçün en önemli faktörlerinden oldu. Kökenlerine dair tartışmalar halen devam etmesine karşın, günümüzde üç ana köken unsuru üzerinden bu tartışmalar yürütülmekte. İskitlerin Slav kökenli olduklarına dair tezler bilim dünyasında pek kabul gören bir tez olmamakla birlikte, özellikle Rus akademisyen, tarihçi ve arkeologlar arasında savunulan bir görüş. Ana tartışma unsuru ise İskitler/Sakalar'ın İrani ya da Turani bir kavim olması etrafında toplanmakta. Maraton boyunca İskitler'e ait kitapları incelerken İrani bir kavim olmasına delil olarak gösterilen en önemli hususun, Perslerle çok yakın ilişki içerisinde olan bir Saka topluluğundan kaynaklandığını tetkik ettim. Aşağıda daha ayrıntılı olarak izah edeceğim; ancak İskitler/Sakalar Pers kaynaklarına göre üç sınıf olarak ayrılıyor. Perslerin "bizim Sakalar" dedikleri kavim, "denizin ötesindeki Sakalar" dedikleri ve Herodot tarihinde geniş olarak bahsi geçen İskitler, bir de "Sivri şapkalı Sakalar" olarak çevrilen üçüncü sınıf Sakalar. İskitler/Sakaların kökenleri ne olursa olsun, haklarında ittifak edilen görüş onların bir konfederasyon şeklinde örgütlenmiş büyük ve yıkıcı savaş gücüne sahip, çağının en büyük devletlerinden olmaları. Gelin hep beraber bu büyük gücü inceleyelim.


İskit Araştırmalarında Sorunları Ortadan Kaldıran Çalışma: Çar İskitler - Zaur Hasanov

Sovyetler Birliği dağılana kadar; İskitler ile ilgili yapılan arkeolojik çalışmaların bir kısmının örtbas edilmiş olması, bir kısmının ise onların Slav ya da İran kökenli bir kavim olduğu yönünde toplanmasının önündeki engeli kaldıran unsur, Türki Cumhuriyetlerin kurulması ve bu ülkelerde seçkin arkeologların yetişmesi, bilim ve tarih dünyasına yeni tezler sunmaya başlaması ile İskitler/Sakalar ile ilgili pek çok tartışma konusunu aydınlatmaya başlamış olmalarıdır. Zaur Hasanov'da ilmi çalışmalarını bu uğurda vakfetmiş ve ortaya İskitoloji alanındaki pek çok problemi daha kapsamlı bir açıdan gören, farklı bir tarih metodu içeren çalışması ile benim kanaatimce pek çok boş noktayı doldurmuştur. Kitaba verilen Çar İskitler ile bahsedilenin Herodot tarihinde geçen Krali İskitler olduğunu belirteyim. Ayrıca kitabın yazarı Hasanov'a göre Çar, (Delil olarak Moyen Çor gibi isimleri ve Çor-Çur kelimelerinin kadim Türk dilinde yer alan kelimeler olduğu gösterilmekte) Türkçe bir kelime ve başından beri Türk dünyasında Hakan anlamında kullanılıyor. Kitap Türk Dünyası Araştırmaları Vakfı tarafından yayınlanmış, karton kapaklı büyük ebatlarda 422 sayfa. Yazarın tarafsızlık ilkesi doğrultusunda, hem kitabın girişinde, hem de genelinde gösterdiği tavır takdire şayan. Akademik ciddiyetle ve üslupla hazırlanmış tam teşekküllü bir eserle karşı karşıya olduğunuzu belirtmek isterim. Özellikle kitabı okurken, etnonim, semantik, toponim vs. kavramlara alışkın olmanız gerekiyor. Zira bu kavramlar İskitlerin kökenine ilişkin problemler incelenirken büyük yoğunlukta kullanılmış durumda. Yazarın İskitlerin konfederasyon olarak örgütlenmiş bir halklar topluluğu olduğunu göz önünde bulundurarak, ana nüve olan Çar İskitlerin yani yönetici kesimin kökenlerine ve tarihlerine ilişkin soru işaretlerini gidermeye çalıştığını ayrıca dipnot olarak düşmek gerekiyor. Bu noktada Hasanov, birçok akademik kaynağa müracaat etmekle birlikte, kitabın ilk bölümünde kendi katılmadığı görüş olan İskit/Saka köklerinin İrani bir kavimden geldiği görüşünü çürütmeye çalışıyor. Burada tek tek delillendirmeyeceğim, ancak kısaca şunu söyleyebilirim ki, yazar İskitlerin İrani olduğunu iddia eden bilim adamlarını, kendi görüşlerinin tutarsızlıkları ve tezlerindeki çelişkiler üzerinden çok güzel eleştirmiş.

Dış kapakta sade bir şekilde yer alan Çar İskitler başlığı dışında, eserin alt başlığı "İskitler ve Eski Oğuzların Etno-Dil Özdeşleştirmesi" olarak geçiyor ki, bu vasıtayla eserin içeriğine daha rahat hakim olabiliyorsunuz. Eserin akademik ağırlığı kaçınılmaz. Bazı noktalarda bir ders çalışır gibi üzerine eğilmeniz gerekiyor. Bununla birlikte özellikle etnik açıdan ve İskit dili üzerinden yola çıkılarak varılan noktalar gerçekten hayranlık uyandırıcı. Hasanov'un kitabında hamasi bir bakış açısı olmadığını, tespitlerin bilimsel temele oturtulduğu ve İskitlerin kökeni sorununun kesin bir şekilde sonlandırılmaya çalıştığını açıkça görebiliyorsunuz. Özellikle önce konuya ilişkin diğer tezleri yorum katmadan sunup, daha sonra Türk tezlerini savunurken bu tezlere eleştiri getiriyor olması ve eleştirilerinin sadece bilimsel süzgeçte değil, akıl ve mantık eşliğinde de lüzumlu eleştiriler olduğunu belirtmeliyim. Hasanov'un çalışması, kendi geliştirdiği metodoloji doğrultusunda size neredeyse kesin anlamda doğruluğa ulaştıracak veriler sunuyor. İskitlerin, Oğuzlar olmasına ilişkin özellikle dil bilim açısından sergilenen yaklaşım, İskit mitolojisi temel alınarak geliştirilmiş olan bakış açısı, kelime kelime sözlerin oluşumu, kökenleri ve Kadim Türk ve Yunan dilleri eşliğinde geliştirilen parlak görüş eseri çok kıymetli kılıyor. Aşağıda düşünceler kısmında beliren görüşlerimin büyük çoğunluğunun kaynağı da Hasanov'un eserinde sunduğu tezler doğrultusunda şekillenmiş durumda. Ayrıca İskitler dışında bu kitapla Proto-Türkler, Hunlar ve diğer farklı uygarlıklar hakkında ilginç bilgilere ulaşmanız da mümkün. Tüm hacmine, ağırlığına karşın, eğer İskitler hakkında bir kitap okumak istiyorsanız, bu konuda kesinlikle başvurmanız gereken yegane kaynak. Elbette bu kitabı, daha önce tanıttığım kitapları okuduktan sonra okursanız, daha donanımlı olarak eseri tetkik etmeniz ve yazarın belirli noktalarda referans gösterdiği diğer eserlerde geçen görüşlerin temelini ve kapsamını anlamanız mümkün olacaktır. Özellikle tarihle ilgilenenlerin kitaplığında bulunması katiyetle şart olan bir eser.

Gog - Magog, Yecüc - Mecüc Ekseninde, Kutsal Metinlerde İskitler

İskitler, Orta Asya'da başlayan göçün ve Çinlilerin, Hiung-nu'ları, onların Massagetleri, Massagetlerin de kendilerini batıya doğru sürmelerinin sonucu olarak Güney Rusya'da mukim Kimmerler'in efsanevi Kimmerya'sına doğru yürümüş, onların topraklarının gelecek bin yıl İskitya olarak anılmasını sağlamış, bununla da kalmayıp, bir süper devlet olma yolunda ilerleyerek Anadolu içlerine yerleşmiş ve Mısır'a kadar inmeyi başarmışlardır. Onların atlar üzerinde yay çekip, ok salan bu kudretli savaşçıları Mezopotamya kavimlerinin pek çoğunu korkutmuştur. Öyle ki Tevrat'ta kendilerinden bahsedilmiş, bölgedeki Yahudiler tarafından Kimmerler ile birlikte uzun bir dönem Gog-Magog, Ye'cüc-Me'cüc olarak görülmüşlerdir. Kehaneti doğrular gibi gözüken saldırganlıkları yanı sıra, bu kavimlerin kültürel ağırlıkları ve birikimleri belki de bu ilahi metinler yüzünden pek çok kez göz ardı edilmiştir. Bugün sanat tarihi açısından "Hayvan Üslubu" olarak tanımlanan, kurt, geyik, at heykellerindeki ince işçilik İskit ustalarının marifetleridir. Kılıç, teberzen ve balta üzerine yapılan ince işçilikler, tören kapları üzerindeki muazzam desenler, özellikle İskit giyim sanatının hem Herodot tarafından yapılmış detaylı tarifleri, hem de Kazakistan'da bulunan kurganda ele geçirilen Altın Elbiseli Adam ismi verilen buluntuda göze çarpan giyim ve altın işçiliği, dönemine göre muazzam seviyede ileridedir. Pers ve Yunan kaynaklarında İskitler'den yana sunulan savaşçılıkları ve barbarlıkları hususunu, medeniyetlerinin aldığı büyük yaralarla izah etmek tarihi olmasa da, mantıki olarak düzgün bir sebeptir. Eyer ve üzengiyi icat etmiş olan İskit süvarilerinin ve at üzerinde ok çekebilen bu amansız savaşçıların o döneme kadar piyadeler ve savaş arabaları ile birbirlerine üstün gelen kavimleri alt etmiş olması savaş hukuku ve teknolojisinin kaçınılmaz sonucudur. Nitekim İskit süvarilerine üstün gelenler de metal üzengiyi icat eden Sarmatlar olmuştur.

Oysa İskitler, sıradan göçebe vahşiler değildirler. Herodot, Strabon, Ksenofon ve Hipokrat'ın tarifleri doğrultusunda ele alındığında dört bölüme ayrılmaktadırlar. Aralarında çiftçilik ve tarım ile uğraşan, yerleşik köylerde yaşayan İskit kavimleri olduğu gibi göçer halde yaşayan ve konfederasyon içerisinde savaşçılık üzerlerine bir görev gibi yapışmış olan İskit kavimleri de vardır. Bununla birlikte ata mezarları (kurganları) yerleşik kültürün önemli miraslarından olup bu hususla ilgili Pers hükümdarı Darius'a verdikleri gözdağı da Herodot'un Tarih'inde ayrıntılı olarak anlatılmaktadır. Her halükarda bin yıldan uzun süre geniş sınırlara hükmetmiş bir kavmin bunu sadece barbarca ve vahşi yollar izleyerek yapmış olduğuna inanmak tarih mantığıyla çelişmektir. İskit kavimlerinin yaşam koşullarını en başından beri belirleyen şey, onların köken efsaneleridir. Bu doğrultuda Zevs ve Borisfen'den doğan Targıtay'ın üç oğluna (Lipoksay, Arpoksay, Kolaksay) gökyüzünden hediyeler ve alametler inmiş, onlar ve yönettikleri kavimlerin kaderleri de bu mitolojik hediyeler doğrultusunda şekillenmiştir. Nitekim bu ayrımı Herodot'ta çok açık şekilde yapmaktadır. O İskitleri Çiftçi İskitler, Krali İskitler vs. ayrımlara tabi tutmuştur. Pers hükümranlığı henüz var olmamışken, selefleri olan Asur İmparatorluğuna huzurlu bir soluk aldırmamış olan İskitler, Herodot tarihinde sadece Güney Rusya'dan aşağıya inen ve bu bölgede mukim kolunun faaliyetleri ile anılmıştır. Oysa İskitlerin bir kolu sayılan Massagetlerin ve Hazar kıyılarında bulunan diğer bir İskit Hanlığı hakkında İskitler kadar geniş araştırma yapılmamıştır. Bu üç büyük İskit/Saka Hanlığının Kağanları olağanüstü durumlarda bir araya gelerek karar almakta ve ortak düşmanlara karşı birlikte hareket etmektedir. Türk topluluklarının büyük çoğunluğunda görülen bu fiili konfederasyon sisteminin atalarının İskitler olması da bu açıdan en yüksek ihtimaldir.

Proto-Oğuz Bir Kavim mi? Yoksa Bizzat Oğuzların Kendileri mi?

Hasanov'un yukarıda tanıttığım kitabında en önemli unsurlardan biri İskitlerin isminin söyleniş şekline ilişkin olan teziydi. Herodot'un eserinde kadim Yunanca ile belirtilen kavmin ismine dair doğru okunuşun Rusça ve İngilizce çevirilerdeki hatalar giderilerek ve Türk dillerinde doğru ses ve dizilim ilkeleri ile okunması gerektiği, ayrıca eski Yunan dili ile günümüz Yunancası rehber alınarak yapılacak çevirinin eksik olacağını belirtiyor. Rusça'da Skif, İngilizce'de Skythes olarak beliren kavramın Türkçe doğru okunuşunun Skuz olduğunu akademik olarak, dil bilim ilkeleri doğrultusunda açıklıyor. Bu durumda kelimenin kökünde yer alan kuz-guz ile karşılaşıyoruz ki bu da Oğuz kelimesi ile aynı kökten gelen ve hatta aynı kelimeyi işaret eden bir kavim adından bahsedildiği anlamına geliyor. Oğuz isminin M.Ö. 1.000'li yıllardan bu yana bir kavmi tanımlamak için kullanılan isim olabileceği anlamına gelen bu tespit Türk tarihinin yönünü çizmesi bakımından da çok önemli içeriktedir. Hakeza, İskit mitolojisinde yer alan unsurlar ile Oğuzname, Dede Korkut efsaneleri ve farklı dönem tarihçilerinin eserlerinde yer alan unsurlar bir arada değerlendirildiğinde İskitler ile Oğuzlar arasında neredeyse bir aynılık mevcuttur. Buna en önemli örnek, Herodot'un İskit destanları arasında saydığı Kör oğulları ile Türk destanı Köroğlu arasında kurulan bağdır. Targıtay'ın üç oğluna boyunduruk, kap, kılıç verilmesi ve İskit topraklarının paylaştırılması ile Oğuz Kağan'ın üç oğluna yayı bölüp vermesi ve hükümranlığı altında bulunan toprakları oğulları arasında paylaştırması, Targıtay'ın Zeus ile Borisfen'den doğması (Borisfen isminin etimolojik incelemesi sonucu kurttan yaratılan anlamı çıktığına ilişkin tezler mevcut) Türklerin bir erkek insan ile dişi kurttan türemesi efsanesi arasındaki bağlantılar basit ve bilinen örnekler olarak sıralanabilir.

İskitlerin kökeni ile ilgili olarak anlatılan her destanın, kuvvetli delillerle Oğuz destanlarına bağlanıyor oluşlarının yanı sıra, Herodot tarafından İskit kavimleri olarak sayılan kavimlerin isimlerinin Ural-Altay dilleri ile bağlantılı olması ve bu kavimlerin izlerine Oğuz boylarında rastlanıyor olması da tesadüf addedilemeyecek bağlantılardandır. Örneğin Avhatlar ile Avşarlar arasındaki bağlantılar, etimolojik açıklamalardan tutun da boyların sergilemiş oldukları avcılık stereotip özelliğinin aynılığına varan olgular ilgi çekicidir. Orta Asya, Hazar Denizinin kuzeyi, Güney Rusya stepleri, Anadolu içleri ve Mısır sınırına kadar fetihlerini ilerleten İskitlerin, Reşideddin Oğuzname'sinde Oğuz Kağan'ın fütuhatına benzer bir şekilde ilerlemiş olmaları ayrıca tesadüfü aşan benzerliklerdir. Ural-Altay dilleri, Türk destanları, yaşam biçimi, göçebe sanat üslubu gibi birçok yönden Turani kavimlerle benzerlik arz eden İskitlerin, bunca bağlantı karşısında, İrani bir kavim olmalarına delil olarak gösterilen en önemli unsurun, Pers sınırında yaşayan Sakaların dillerinde İrani kelimeler bulunduğunun iddia edilmesi, Hint-Avrupa dili konuşan kavimlerin hiçbirisinin mitolojisinde temel bağlamlar açısından Ural-Altay kavimleri ile mevcut benzerliklere yaklaşılamaması, İrani tezleri savunan bilim adamlarının kendi tezlerini sunarken, tezlerin giriş kısmında bazı mitolojik kavramların köken olarak Türk diline ait olduğunu söylemekle, ileri safhalarda bunları İrani-Farsi kabul etmeleri büyük çelişkidir. Günümüzde sanatları, yaşamları, örf, adet ve ananeleri, daha da önemlisi mitolojileri ve kökleri itibariyle Hunlar ile çok yakın addedilen İskitlerin, hangi akademik delille İrani kavim olarak sınıflandırıldığını anlamak mümkün değildir. İskit-Hun benzerliği o kadar aynılık derecesindedir ki, Pazırık Kurganından çıkartılan halıyı bazı bilim adamları Hunlar'a mal ederken, büyük bir kısmı da bu halının İskit eseri olduğunu savunmaktadır. Buna rağmen İskitlerin İrani veya İran kökenli Osetinlerden olduğu yönündeki tezlerin, Turani olduğu yönündeki kuvvetli tezlere, hatta teorilere rağmen yabancı akademisyenlerce dikkate alınmaması, tarihi açıdan akademik bir intihardır.

Targıtay, Alp Er Tunga, Oğuz Kağan Üçgeninde, Orta Asya'dan Güney Rusya'ya Bir Dünya Devleti

Türk tarihçiliğinin gelişmemesinin en önemli sebeplerinden birisi, bizlerin tarih yazmaktan çok, tarih yapmaya zaman ayırmış olmamızdır. Buna karşın ciddi bir sözlü edebiyat geleneğine sahip olduğumuz yadsınamaz. Türk sözlü edebiyatının en önemli eserlerinden birisi de Dede Korkut efsaneleridir. Oğuz Türklerinin bulunduğu coğrafyada farklı farklı isimler ile anılan (Örneğin Azerbaycan'da Korkut Ata) Dede Korkut hikayeleri, Türkistan'dan Anadolu'ya uzanan coğrafyada sözlü olarak insanların zihinlerinde yolculuğunu sürdürmüştür. Öyle ki, babamın bana küçükken dedenin masalları diye anlatmış olduğu hikayelerden birisinin Türkmen efsanelerinden, bir diğerinin ise Dede Korkut hikayelerinin varyantlarından birisi olduğunu tarih incelemelerim sırasında fark etmiştim. M.Ö. 2.000'li yıllarda Anav bölgesinde anlatılagelen bir hikayenin ya da tahmini M.S. 600'lü yıllarda toplumun dilinde dolaşan bir hikayenin, çok az bozulmaya uğrayarak, bunca yolu geçip Nevşehir'de dedemin kulağında yer etmesi ve onun babama, babamın da bana naklettiği bu sözlü edebiyat mirasının ne denli kıymetli olduğunu tahmin edersiniz. Bu sözlü edebiyatın temel taşı olan destanlarda, özellikle tüm dünyaya hükmeden kağan figürünün işlendiği iki önemli destan vardır. Bunlardan birisi Alp Er Tunga Destanı -ki günümüzde bir sagudan(ağıttan) başka bir şey kalmamıştır- diğeri ise Oğuz Kağan Destanıdır. Tarihçiler tarafından Alp Er Tunga destanının dönem olarak İskitler döneminde geçmiş olduğu, Alp Er Tunga'nın da Sakaların Kağanı olduğu yolunda bir tez geliştirilmiştir. Bu görüşün haklılık payına sahip olmasının bir diğer sebebi de, Alp Er Tunga olduğuna inanılan Efrasyab'ın hakkında Şehname'de verilen bilgilerdir. Burada geçen bilgiler ile Alp Er Tunga sagusu birleştirilerek ortaya çıkartılan tahmini tarihi gerçeklik ile Oğuz Kağan Destanında yer alan tahmini tarihi gerçeklik birbiri ile örtüşmektedir. Alp Er Tunga'da Oğuz Kağan'da aynı coğrafyada güçlü devletlerin Hakanlarıdırlar. İki destan arasında doğrudan birebir paralellik arz eden durumlar fazla olmasa da, destanlarda sergilenen kök figürlerin ayniliği önemlidir.

Targıtay İskit mitolojisine göre İskitlerin atasıdır. Herodot'tan nakledildiği üzere Lipoksay, Arpoksay ve Kolaksay isimli üç oğlu olmuştur. Yukarıda tanıttığım kitapta bu isimlerin etimolojik, semantik incelemelerine ve dilbilim açısından tahlillerine erişebilirsiniz. Hasanov'a göre Kadim Türkçe'nin kurallarına göre Lipoksay'ın Alpoksay olarak okunması gerekmektedir. Mitolojiye göre hakan olan ise Kolaksay'dır. Sizleri burada karmaşık teorilerle yormadan, bilimsel desteklerini ayrıntılı olarak tanıttığım kitaplarda bulabileceğiniz bir dizi fikri sunacağım şimdi. Alpoksay'ın Alp Er Tunga olma ihtimalinin yanı sıra, Kolaksay'ın da bu destan kişisi ile özdeşleşmesi ihtimali vardır. Bu durumda bu üç oğuldan birisinin Oğuz olma ihtimali de mevcuttur. Targıtay, Alpoksay, Arpoksay ve Kolaksay isimleri, isimlerin kuruluş halleri ve aldıkları ekler doğrultusunda da İskitlerin Türk kökenlerine açık şekilde işaret etmektedir. İskit/Saka kültürünün Türk kültürü ile ciddi bir bağı olduğuna ilişkin inanılmaz sayıda teori, tez ve hatta kati deliller içeren eserler okudum. Hatta Türkler Ansiklopedisinde İskit uygarlığına hasredilmiş, içerisinde bu uygarlığa dair en ufak bilgileri dahi içeren bütün makaleleri tetkik ettim. Bu noktada söylenebilir ki, destanların işlenişi dışında dilleri, örf, adet ve ananeleri ile pek çok kanıtla Türk tarihine bağlanan bu kadim uygarlıkla ilgili varılabilecek en önemli nokta, bu uygarlığın Oğuzlar olduğuna işaret eden delillerdir. Bu konuyu biraz daha ayrıntılı olarak açıklamak için bir çok farklı kaynağı aynı anda okumak önemli. Asur kaynakları, Yunan kaynakları, tarihi verilerin başka dillere geçerken değiştirdiği okunuşlardaki hataların düzeltilmesi bu sorunun çözümünde ayrıca etkilidir.

Asur Kaynaklarından, Aşkenaz Yahudilerine ve Emir Timur'a İskit-Oğuzlar

Yukarıda Hasanov'un Çar İskitler kitabında geçen, Herodot'un Yunancasından İngilizce'ye çevrilen bir uygarlık isminin, buradan devşirilerek Türkçe'sine ulaşılması sonucu ortaya çıkan okuma hatasından bahsetmiştim. Zaur Hasanov'a göre kadim Yunanca'dan İngilizce'ye Skythes, Rusça'ya ise Skiff diye çevrilen metnin doğru okunuşu "Skuz" dur. Bu kelimenin kökeninde ki, kuz-guz ekinin varlığı ve bu ekin Oğuz kelimesinin kökenindeki guz-kuz ekiyle aynılığı tartışılmaz bir noktada olup, İskitlerin Oğuzlar olma ihtimali hiçte uzak bir ihtimal değildir. Skuz ifadesini destekleyen bir diğer kanıtta Asur kaynaklarıdır. Asur kaynaklarında Gimmirai ve Asguzai olarak sunulan uygarlıklardan ilkinin,  Kimmerler, ikincisinin ise İskitler olduğu konusunda tarihçiler arasında ihtilaf yoktur. (A)s-guz-ai veya İs-guz-ai olarak geçen bu ifade ile Skuz okunuşuna ilişkin tez de ayrı bir delil kazanmaktadır. Asur kaynaklarında yer alan Asguzailerin, Yahudi kaynaklarda Aşkenaz'a dönüşmesi ve İskitler'den 500 yıl sonra aynı bölgede bir diğer dünya devleti olarak vücut bulan Musevi Hazarlar'ın torunlarına Aşkenaz Yahudileri denmesi arasındaki bağlantının tesadüf olması mümkün değildir. İskitler uzun yıllardır Hunların atası olarak görülmektedir. Bu durumda İskit-Hun-Oğuz üçgeninde, Oğuz Kağan Destanı paralelinde Oğuz Kağan'ın Mete Han ile eşleştirilmesi yönündeki tezlerin de tekrar incelenmesi, karşılıklı araştırmaların yanı sıra, farklı dönemlerin, farklı uygarlıklarının da bu tezler içerisine dahil edilerek, geniş kapsamlı bir bakış açısı ışığında değerlendirme yapılması elzemdir. İskit-Hun bağının dışına çıktığımızda da, İskit-Hazar uygarlıkları arasındaki bağlantıların arz ettiği benzerlik ve Hazarlar ile Oğuz Yabgu Devletinin komşuluğu aynı zamanda dikkat çekici bir diğer ayrıntıdır. Bizans kaynaklarında Asya'dan gelen pek çok Türk boyunun Skit (doğru okunuşuyla Skuz) olarak adlandırılmasının da tesadüf olmadığı kanaatindeyim. Türk kavramının tarih literatüründe geniş yer kaplaması ile başlayan dönemin ardından önemli bir ayrıntı olarak Bizans kaynaklarında 1402 yılında vuku bulan Ankara Savaşında Osmanlılar Türk olarak adlandırırken, Emir Timur ve ordusundan neredeyse bütün kaynaklarda Skit olarak bahsedilmesi de ayrıca dikkatleri İskit ismi üzerine toplamaktadır.

Bütün bu anlatılanları toparlamam gerekirse, İskitlerin kültürel özellikleri, yaşam stilleri, destanları, dilleri, örf, adet ve gelenekleri itibariyle Türk soylu kavimlerden olduğu konusunda kanaatimce bir şüphe yoktur. Bu doğrultuda bence desteklenmesi ve ispatlanması gereken olgu, Skuz-Oğuz bağlantısı olmalıdır. Zaur Hasanov, Prof. Dr. Taner Tarhan gibi bilim adamlarına göre, İskitlerin Oğuzlar olduğu konusunda şüphe yoktur. Prof.Dr. Benno Landsberger'in M.Ö. 2.300'lü yıllarda Akkadları deviren Gutilerin, hem kültür hem deGuti-Gut-Guz paralelinde Oğuzlara en yakın kavimlerden olduğu yönündeki iddiaları ile birlikte değerlendirildiğinde, özellikle Türkiye, Azerbaycan, Türkmenistan Türklerinin ataları olan Oğuzlar'ın Türk kadar eski, Türk kadar kadim varlığının ispatının da İskitler bahsinin önemli meselelerden birisi olduğuna hiç şüphe yoktur. İran efsaneleri ile uyuşmayan, dillerinde yer alan bazı Farsi kelimeler doğrultusunda koşulsuz İrani kabul edilmesi akademik olarak uygun olmayan bir yaklaşımdır. Günümüzde sadece %20 si arkeologlarca kazılmış olan İskit kurganlarından çıkan her yen arkeolojik eser, İskit-Türk bağlantısını daha da güçlendirmektedir. Kaldı ki tarihi değerlendirmeler doğrultusunda İskitlerin İlk Türk uygarlıklarından olduğuna dair de çok kuvvetli deliller mevcuttur.

İskitler/Sakalar ve hatta İskit-Oğuzlar bahsinde bu yazıyla şimdilik sona gelmiş durumdayım. Türk Tarihi Maratonu hızla devam ederken, bu bahsin ilk ana bölümü olan eski çağ Türk tarihinde sona gelmek üzereyim. Önümüzdeki uygarlık hakkında elimde sadece ince bir kitap mevcut olduğundan, bu uygarlıkla ilgili tetkik ettiğim diğer eserler doğrultusunda tek bir düşünce yazısı ile karşınızda olacağım. Bu doğrultuda sıradaki yolculuğumuz Sarmatlar ile olacak ve ardından eski çağ Türk tarihindeki son uygarlıkla ilk ana bölümde uygarlıkları tanıtmayı bitirmiş olacağım.

Toplumların hafızası olan tarihle ve onların taşıyıcısı kitaplarla kalın;

"Ve Ezeli ve Ebedi (Olan) dedi ki; '"yeryüzünün geniş alanlarını boydan boya geçecek, diğer insanların yurtlarını fethedecek bir halk yaratacağım. (Bunlar) müthiş insanlar! Atları panterlerden daha hafif, akşam kurtlarından daha hızlı. Uzaktan gelen bu atlılar, bir fırtına gibi geçiyor; avına bir kartal gibi dalıyor. Kalelerle alay ediyor, kalelerin önüne bir miktar toprak yığdıktan sonra hücum edip ele geçiriyor."

(Hab.1,7-10)



Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...